Demokrasi Dedikleri!..

21.05.2018

Yazının içeriğine hakim olduğunuzda, konu başlığıyla tezat düştüğüm anlamını çıkarabilirsiniz. Çalakalem yazıyor diye gelen eleştriler, konunun anlamını açıklamadığımız için yapılıyor. Şimdi, tek seferlik bu durumu sizin lehinize olacak şekilde değiştireceğim… Araştırmacı ve okumayı seven insanlar olduğumuz için bol ayrıntı ve kelime anlamları tek tek açıklanan bir yazı kaleme alıyorum!.. Bu tarzda yazan arkadaşlarımın tek derdinin aydınlanmak, aydınlatmak, bireysel ve toplumsal gelişime katkıda bulunmak maksadıyla yaptıklarının da farkındayım. Bu çabalarından dolayı da onlara hem saygı duyuyor hem de destekliyorum. Fakat bu tarz benim anlatımlarımla pek bağdaşmıyor. Sevgili dostum Gökhan Dağ, bu türün en ilham veren isimlerindendir. Yazıları aynı zamanda öğreticidir de. Şimdi paragraf başı yaparak ele almaya başlayalım konuyu.

Demokrasi nedir: “Siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi.” (TDK)

Şimdi, demokrasinin kelime anlamını öğrendik. Yani diyor ki; sizler halk olarak yönetimde fiilen olabileceğiniz gibi, yetkileri devrettiğiniz temsilcilerinize de uygulatabilirsiniz. Ben bu cümleden, denetim mekanizmasının tamamen haklta olduğu anlamını çıkarıyorum. Bu durumda demokratız biz, diyebilir miyiz?

Doğrudan, Yarı doğrudan ve Temsili olarak gruplanan Demokrasi, aslında gücünü aldığı halka karşı bir tavır sergilediğini de başlıklar altında özetlemiş oluyor. Ve birileri hala utanmadan biz Demokratız diyebildiği gibi, Sosyal Demokratız demekten de kendilerini alamıyorlar!..

Sosyal Demokrasi Nedir: “Toplumsal eşitliği demokratik yollarla ve aşamalı olarak sağlamayı hedefleyen görüştür. Daha açık bir ifadeyle katlanılabilir bir kapitalist düzen ve kademeli toplumculuk hedefler. Bunu yaparken de halk iradesini ve özel teşebbüsü ihmal etmez. Günümüzde Kuzey Avrupa ülkelerinin uyguladığı model buna yakındır. Ancak tam olarak ideal sosyal demokrasiye ulaşılamamıştır. Sosyalizm fikrini savunanlar arasında ortaya çıkan bu terim 19. yüzyılın başından itibaren yaygınlaşmıştır. Sosyalistler- devrim fikrini savunanlar ve reformcular olmak üzere fikir ayrılığına düşmüşlerdi. Düzenin toptan değiştirilmesi yerine mevcut düzene iyileştirme yapılmasını savunanlar sosyal demokrasi anlayışını benimsedi. Bu yöntem sosyalizme barışçıl ve kademeli geçişi öğütler. Sosyal demokrasinin kilit ögelerinden biri de temsili demokrasidir. Vatandaşlar kanunla sabit bir temsil edilme hakkına sahiptir. Karma ekonomi desteklenir. Kapitalizmin aşırı uçları: eşitsizlik, yoksulluk, sömürü bertaraf edilerek kapitalizm muhafaza edilir. Tam serbest piyasayı ya da tam planlı ekonomiyi reddeder. Sosyal demokrasinin temel politikalarından bazıları eğitim, sağlık hizmetlerinin sağlanması; düşkünlerin bakımı- kollanması; insan haklarının- işçi haklarının savunulmasıdır.Sosyal demokrasi kavramı Karl Marks ve Friedrich Engels’in Komünizm doktrininden doğmuştur. Ferdinand Lassalle benzer fikirlerle yola çıkmış ancak devrimci bir harekettense reformist ve kademeli şekilde hareket edilmesini savunmuştur. Sosyal Demokrat Partiler Sosyalist Enternasyonel adlı dünya çapındaki birlik hareketiyle ilişki halindedir.” (www.dmy.info)

Bu metinden de kötünün iyisi olsun bari denerek bir model oluşturulmaya çalışıldığını anlıyoruz. Kurmaca bir yönetim tasviri ve tam bağımsızlıktan, ekonomik özerklikten, sınıfsal ayrımın törpülenmesinden korkan zümrelerin yaptırımı ile liberal ekonomileri destekleyebilecek bir düşünce akımı sağlamaya çalışmışlar. Tanımlardan da yola çıktığımız üzere ve uygulamalardan da tanık olduğumuz üzere, bu yaklaşım sadece süreyi uzatır ve zengin bireylerin, devletlerin egemenliğini daha da artırmasına yardımcı olur. Hem Sosyalist, hem de Demokrat olamazsınız!.. Ilımlı Kapitalizm olamayacağı gibi, ılımlı bir Sosyalizm de olmayacaktır. Olmamalıdır da! Şunum da olsun ama biraz da lüks olsun yaklaşımının Sosyalizm ile kucaklaşan bir dinamiği bulunmuyor. Bu dinamik ancak Liberal ekonomilerde kendini gösterecektir. Öyleyse neden bu kadar çok düşünüyoruz ki? Neden bu kadar yıpratıyoruz kendimizi? Her ikisine de Liberal desek olmuyor mu?

Olmuyor. Çünkü Liberalizm özgürlükçü bir düşünceyi savunur. Birey devletten üstün olmalıdır ve devlet de duracağı noktayı bilmelidir. Çünkü bu düşüncede devletin yetkileri birey karşısında sınırlanmıştır. O zaman bireye sunulan bu özgürlüğü, toplumsal kazanım olarak niteleyip neden ortak paylaşıma geçemiyoruz? Egolarımızdan sıyrılamamamızın sebepleri nelerdir? Tükenmek bilmeyen sahiplenme arzusu bebeklerde 2 yaş sendromu diye geçiyor ve her şeyi sahipleniyorlar. Yoksa bu 2 yaş sendromu, ömürlük mü? Sadece Sosyologlar ve Psikologlar kendilerini iyi hissetsinler diye mi 2 yaş üzerine kurgu oluşturulmuş durumda? Liberal bir düzende ezilenlerin daha çok ezileceği ve egemenlerin de üstünlüklerini korumak için acımasız olacakları şüphesiz!.. Öyleyse, ne Demokrasi’den ne Liberalizm’den ne de Demokrasinin türevlerinden yana olmamız kulağa saçma geliyor. Tüm bunları bir kenara atarak, Sosyal Adalet kavramına kucak açmalıyız. Sosyal Adaleti savunmalı, bireysel özgürlüğümüzün yanında ülkemizin de tam bağımsız olması için çalışmalıyız. Çok çalışmalıyız!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir