Gün Boğumu!..

Bu moral bozukluğunun sebebini anlatamam. Bunu kendime dahi açıklayamıyorum. Sabah benim için hava kapalıydı. Öğlene doğru biraz aydınlanır gibi olduysa da yeni duyduğum gelişmeler nedeniyle birden karardı. Hani öyle umursamıyor göründüğüm için de değil aslında… Sığındıklarımız bahanelerimiz yalnızca. Başını alıp gidiyor aklım. Ardına bakmadan, kalan düşlerimi de toparlarcasına… Peşi sıra!.. Gün güzelliklerle örülebilirdi oysa… Aurasını alıp sesinin, sarabilirdi ruhumu. Tenimin bir kaç santimetre altında yer alan iç organlarımı hareketlendirebilirdi. Gerçi ters bir ivmeyle onların mevcut tavırlarını değiştirdi. Bunun önüne geçemeyeceğime eminim. Olması gerekenler oluyor.

Kollarını büyük bir ağırbaşlılık ve sıkılganlıkla çırpan ağaç dallarının, yapraklarını neden dökmek istediklerini anlıyorum artık. Yükün ağır gelmesinin ne demek olduğunu çok net biliyorum. Her bir meyve yeşerirken, yüreklerinde hissettikleri mutsuzluk tonlarını gözlerimin önüne rahatlıkla serebiliyorum. Bakışlarda gizlenen ve sesin tonlarını titreten tüm gizli düşüncelere sırdaş olmanın ağırlığını anlıyor ve hak veriyorum. Bir gün geçiyor saatleri takmış ardına… bir gün yitiyor ellerinin teri sinmiş alnına… Sesi titriyor yiten moralinin yanında!.. Yan yana duran ve kıpırdayamayan ters dönmüş iki kaplumbağa gibi… kavuşmak için can atan ama el veremeyen… Yürekten haykıran fakat dile dökemeyen… Gidiyorum diyen ve bekle denmeyen… Kal denmeyen… Sözlerin işitilmediği, göz göze gelinmeyen… Konuşulmayan ve karar bağlanmayan onca konuyu sertçe kapatıp, bir daha açılmasın diye kapatan iki koca kabuklu, sırtı birbirine dönük kaplumbağa gibi… vardık biz gün doğumunda!..

Gün Boğumu!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön